Rubailer
رباعیات
Giriş notu
Ömer Hayyam (1048–1131), kendi yüzyılında bir şair olarak ünlü değildi. Çağının Fars dünyasındaki en önde gelen matematikçisi ve gökbilimciydi: üçüncü derece denklemleri sınıflandırıp çözen geometrici, Melikşah’ın İsfahan’da takvimi düzeltmekle görevlendirdiği gökbilimci. Rubailer onun adı altında daha sonra dolaşıma girdi, yol aldıkça çoğaldılar. Onun sağlığından kalma hiçbir derleme yoktur; en eski atıflar ölümünden onlarca yıl sonra başlar. Büyük yazma antolojiler derlendiğinde, yüzlerce başıboş rubai — kimi tanınmış şairlere ait, çoğu anonim — onun şöhretinin çekim alanına girmişti. Bu yüzden Rubaiyat’ın her baskısı bir yargı kararıdır. Bu çeviri, Muhammed-Ali Foruği ve Kasım Ganî’nin seçkisini (Tahran, 1942), yani modern eleştirel standart tercihi esas alır: ses tutarlılığı ve atıf eskiliği bakımından süzülmüş 178 rubai, o baskıdaki gibi numaralandırılmıştır. Bir rubai başka şairlerin adıyla da dolaşıyorsa, aparat bunu belirtir — şüphe kayda aittir ve okur bunu hak eder.
Rubai’nin kendisi Fars şiirinin en sıkı tartışma biçimidir: dört mısra, ilk ikisi bir sahne ya da öncül kurar, üçüncüsü döner, dördüncüsü şiirin bütün ağırlığını tek bir vuruşta yere indirir. Hayyam’ın rubaileri küçük ölçekli tartışmalardır ve olduğu geometrici gibi tartışırlar — madem kimse cennetten haberle dönmedi, madem feleğin çarkı bilgeyi de ahmağı da aynı öğütür, madem ayağının altındaki çamur bir zamanlar bir yüzdü, öyleyse kadehi şimdi doldur. Nesneleri az ve somuttur: küp, çömlekçi, lale, mezarın üstündeki yeşil ot, artık kendisini bulamayınca bile parlamayı sürdürecek olan ay. Bunlardan, acılık taşımayan bir kuşkuculuk ve taşkınlık taşımayan bir hazcılıkla örülü bir şiir gövdesi kurar — gökleri ölçmüş ve şimdiki zamanın bir nefesinin elde tutulmaya değer tek mülk olduğuna varmış bir adamın sesi.
Türk okuru bu şiiri, Ömer Rıza Doğrul ve Yahya Kemal’den Abdullah Cevdet’e uzanan bir çeviri geleneği içinde tanımıştır; ama bu geleneğin çoğu, Batı’da 1859’dan beri neredeyse tümüyle Edward FitzGerald aracılığıyla bilinen bir Hayyam’ın gölgesinde şekillendi — ve FitzGerald, kendi neşeli itirafıyla, çeviri yapmıyordu. Rubaileri birleştirdi, başkalarını uydurdu, hepsini kendi kurduğu gün boyu süren bir anlatı çerçevesine dizdi ve gerçek, kalıcı başarısı olan bir Viktorya ezgisiyle giydirdi. Bu baskı öbür sözleşmedir: her rubai Farsçadan sadakatle çevrilmiş, her mısraya bir dize, Foruği–Ganî sırasıyla, kaynak metin karşıda. Anlam üzerine hiçbir kafiye zorlanmamıştır; nüktenin, soğukkanlılığın ve şefkatin hepsi Hayyam’ın kendisine aittir ve düzeltilmeye ihtiyaçları yoktur.
kendi güzelliğinle çöz düğümümüzü.
Bir küp şarap, hep birlikte içelim,
küpler bizim çamurumuzdan yapılmadan önce.
حل کن به جمال خویشتن مشکل ما
یک کوزه شراب تا به هم نوش کنیم
زآن پیش که کوزهها کنند از گل ما
şu sevdalı gönlü şimdi hoş tut.
Ay ışığında iç, ey ay — çünkü ay
çok parlar da bizi bir daha bulamaz.
حالی خوش دار این دل پرسودا را
می نوش به ماهتاب ای ماه که ماه
بسیار بتابد و نیابد ما را
ara sıra okurlar, sürekli değil;
oysa kadehin çevresinde kalıcı bir ayet var
her yerde ki hep okurlar onu.
گهگاه نه بر دوام خوانند آن را
بر گرد پیاله آیتی هست مقیم
کاندر همه جا مدام خوانند آن را
kurma sen hile ile düzen.
Şununla övünme ki şarap içmiyorsun:
yüz lokma yersin ki şarap onların kölesidir.
بنیاد مکن تو حیله و دستان را
تو غره بدان مشو که می مینخوری
صد لقمه خوری که می غلام است آن را
lale gibi yanağım, servi gibi boyum olsa,
belli olmadı ki toprağın bu şenlik evinde
ezel nakkaşı beni ne diye süsledi.
چون لاله رخ و چو سرو بالاست مرا
معلوم نشد که در طربخانۀ خاک
نقاش ازل بهر چه آراست مرا
can, gönül, kadeh ve şarap tortusuyla dolu hırka.
Rahmet umudundan ve azap korkusundan azade,
topraktan, yelden, ateşten ve sudan özgür.
جان و دل و جام و جامه پر درد شراب
فارغ ز امید رحمت و بیم عذاب
آزاد ز خاک و باد و از آتش و آب
gül renkli şarapsız yaşamamalı.
Bugün bizim seyrangâhımız olan bu yeşillik,
bizim toprağımızın yeşilliği kimin seyrangâhı olacak.
بی بادهٔ گلرنگ نمیباید زیست
این سبزه که امروز تماشاگه ماست
تا سبزهٔ خاک ما تماشاگه کیست
neden elin şarap kadehinden boşta duruyor?
İç, çünkü zaman hain bir düşmandır;
böyle bir günü ele geçirmek zordur.
دست تو ز جام می چرا بیکار است
می خور که زمانه دشمنی غدار است
دریافتن روز چنین دشوار است
yarını düşünmek de sevdadan başka değil.
Boşa harcama şu anı, gönlün deli değilse —
çünkü kalan ömrün belli bir değeri yoktur.
واندیشهٔ فردات به جز سودا نیست
ضایع مکن این دم ار دلت شیدا نیست
کاین باقی عمر را بها پیدا نیست
beş, dört, altı ve yedi içinde şaşkına dönen,
şarap iç, nereden geldiğini bilmezsin;
hoş ol, nereye gideceğini bilmezsin.
حیران شده در پنج و چهار و شش و هفت
می نوش ندانی ز کجا آمدهای
خوش باش ندانی به کجا خواهی رفت
zulüm senin eski âdetindir.
Ey toprak, eğer senin bağrını yarsalar,
nice değerli cevher var senin bağrında.
بیدادگری شیوهٔ دیرینهٔ توست
ای خاک اگر سینه تو بشکافند
بس گوهر قیمتی که در سینهٔ توست
ansızın çıkacak tenden temiz canın;
yeşilliğe otur, hoş yaşa birkaç gün,
toprağından yeşillik bitmeden önce.
ناگه برود ز تن روان پاکت
بر سبزه نشین و خوش بزی روزی چند
زآن پیش که سبزه بر دمد از خاکت
kimse yok ki bu araştırma incisini deldi.
Herkes sevda başından bir söz söyledi,
işin aslını kimse söyleyemedi.
کس نیست که این گوهر تحقیق بسفت
هر کس سخنی از سر سودا گفتند
زآن روی که هست کس نمیداند گفت
bir güzelin zülfünün bağında tutulmuşmuş.
Boynunda gördüğün bu kulp,
bir yârin boynundaki bir elmiş.
در بند سر زلف نگاری بودهست
این دسته که بر گردن او میبینی
دستیست که بر گردن یاری بودهست
bir şahın gözünden ve bir vezirin gönlündendir;
sarhoşun avucundaki her şarap tası,
bir sarhoşun yanağından, bir örtülünün dudağındandır.
از دیدهٔ شاهی و دل دستوریست
هر کاسهٔ می که بر کف مخموریست
از عارض مستی و لب مستوریست
alaca sabahın ve akşamın konağıdır,
yüz Cemşid’den arta kalmış bir şölendir,
yüz Behram’a dayanak olmuş bir saraydır.
su gibi ırmakta, yel gibi ovada.
Hiçbir zaman iki günün gamı aklıma gelmedi:
gelmemiş olan gün ile geçmiş olan gün.
چون آب به جویبار و چون باد به دشت
هرگز غم دو روز مرا یاد نگشت
روزی که نیامدهست و روزی که گذشت
çimenin ortasında gönül açan bir yüz hoştur;
geçen dünden ne dersen hoş değil,
hoş ol, dünü anma, çünkü bugün hoştur.
در صحن چمن روی دلافروز خوش است
از دی که گذشت هر چه گویی خوش نیست
خوش باش و ز دی مگو که امروز خوش است
dönen felek de bir işteymiş.
Yerin üstüne nereye ayak bassan,
o, bir güzelin göz bebeğiymiş.
گردنده فلک نیز بکاری بوده است
هرجا که قدم نهی تو بر روی زمین
آن مردمک چشم نگاری بودهست
Bezdim mabedin putperestlerinden.
Hayyam, kim demiş cehennemlik olacak diye;
kim gitti cehenneme, kim geldi cennetten?
بیزار شدم ز بتپرستان کنشت
خیام ، که گفت دوزخی خواهد بود
که رفت به دوزخ و که آمد ز بهشت
kırılmasını sarhoş reva görmez.
Bunca nazik baş ve ayak, baştan ve elden —
sevgiyle kim birleştirdi, kinle kim kırdı?
بشکستن آن روا نمیدارد مست
چندین سر و پای نازنین از سر و دست
از مهر که پیوست و به کین که شکست
git şen yaşa, sana zulüm olsa da.
Akıl sahipleriyle ol, çünkü senin tenin aslı
bir toz, bir esinti, bir tozan ve bir nefestir.
رو شاد بزی اگرچه بر تو ستمیست
با اهل خرد باش که اصل تن تو
گردی و نسیمی و غباری و دمیست
kalk ve şarap kadehiyle azmini sağlam kıl,
çünkü bugün senin seyrangâhın olan bu yeşillik,
yarın hep senin toprağından bitecek.
برخیز و به جام باده کن عزم درست
کاین سبزه که امروز تماشاگه توست
فردا همه از خاک تو برخواهد رست
gül yüzünü ve şarap kadehini gülümser buldu;
geldi, hâl diliyle kulağıma söyledi:
"Anla, geçen ömür bir daha bulunmaz."
روی گل و جام باده را خندان یافت
آمد به زبان حال در گوشم گفت
دریاب که عمر رفته را نتوان یافت
ha yedi say feleği, ha sekiz.
Madem ölmek gerek ve tüm arzuları bırakmak,
ha karınca yesin mezarda, ha kurt ovada.
خواهی تو فلک هفت شمر خواهی هشت
چون باید مرد و آرزوها همه هشت
چه مور خورد به گور و چه گرگ به دشت
lale yüzlü biriyle, fırsatın varsa.
Neşeyle şarap iç, çünkü bu eski çark
ansızın seni toprak gibi alçaltır.
با لالهرخی اگر تو را فرصت هست
می نوش به خرمی که این چرخ کهن
ناگاه تو را چو خاک گرداند پست
şüphe umuduyla bütün ömrü oturulmaz.
Sakın koymayalım şarap kadehini elden,
habersizlikte insan ha ayık, ha sarhoş.
نتوان به امید شک همه عمر نشست
هان تا ننهیم جام می از کف دست
در بیخبری مرد چه هشیار و چه مست
madem var olan her şeyde eksiklik ve kırılma var,
var say âlemde var olan her şeyi yok,
yok bil âlemde yok olan her şeyi var.
چون هست به هرچه هست نقصان و شکست
انگار که هرچه هست در عالم نیست
پندار که هرچه نیست در عالم هست
bir güzelin avucu, bir dilberin yüzüdür;
bir eyvanın kubbesindeki her kerpiç,
bir vezirin parmağı ya da bir sultanın başıdır.
کفّ صنمیّ و چهرهٔ جانانیست
هر خشت که بر کنگرهٔ ایوانیست
انگشت وزیر یا سر سلطانیست
neden onu eksik ve kusurlu bıraktı?
İyi çıktıysa, kırmak neden?
İyi çıkmadıysa, bu suretler kimin kusuru?
از بهر چه اوفکندش اندر کم و کاست
گر نیک آمد شکستن از بهر چه بود
ور نیک نیامد این صور عیب که راست
bu düzenden kimsenin canı haberdar değil.
Toprağın gönlünden başka hiçbir konak yok;
şarap iç, çünkü böyle masallar kısa değil.
زین تعبیه جان هیچکس آگه نیست
جز در دل خاک هیچ منزلگه نیست
می خور که چنین فسانهها کوته نیست
"Uykudan kimseye sevinç gülü açılmadı;
ecelle eş olan bir işi neden yaparsın?
Şarap iç, çünkü toprağın altında uyunacak."
کز خواب کسی را گل شادی نشکفت
کاری چه کنی که با اجل باشد جفت؟
می خور که به زیر خاک میباید خفت
ne başı bellidir ne de sonu.
Kimse bu anlamda bir an doğruyu söylemez:
bu geliş nereden, bu gidiş nereye.
او را نه بدایت نه نهایت پیداست
کس مینزند دمی در این معنی راست
کاین آمدن از کجا و رفتن به کجاست
ekin kıyısında bana bir kadeh şarap verse,
halkın yanında bu her ne kadar çirkin olsa da,
cennet adını anarsam benden köpek yeğdir.
یک ساغر می دهد مرا بر لب کشت
هر چند به نزد عامه این باشد زشت
سگ به ز من است اگر برم نام بهشت
fena sırlarının perdesine gideceksin.
Şarap iç, nereden geldiğini bilmezsin;
hoş ol, nereye gideceğini bilmezsin.
در پردۀ اسرار فنا خواهی رفت
می نوش ندانی از کجا آمدهای
خوش باش ندانی به کجا خواهی رفت
anla ki gelecek hafta toprak oldu.
Şarap iç, bir gül devşir, ki sen bakana dek
gül toprak olmuş, yeşillik çerçöp olmuştur.
دریاب که هفته دگر خاک شدهست
می نوش و گلی بچین که تا درنگری
گل خاک شدهست و سبزه خاشاک شدهست
sıkıntı hep artmış, rahat eksilmiş.
Tanrı’ya şükür ki bütün bela sebeplerini
başkasından istememiz gerekmiyor.
محنت همه افزوده و راحت کم و کاست
شکر ایزد را که آنچه اسباب بلاست
ما را ز کس دگر نمیباید خواست
bir iki üç dost ve huri yaradılışlı bir güzelle,
getir kadehi, çünkü sabah şarabını içenler
mescitten azade, mabetten fariğdir.
با یک دو سه اهل و لعبتی حورسرشت
پیش آر قدح که بادهنوشان صبوح
آسوده ز مسجدند و فارغ ز کنشت
ömür bedenine sımsıkı bir giysiyse de,
sana gölgelik olan şu ten çadırında
sakın dayanma, çünkü direkleri gevşektir.
ور بر تن تو عمر لباسی چستست
در خیمه تن که سایبانیست ترا
هان تکیه مکن که چارمیخش سستست
ben derim ki üzüm suyu hoştur.
Bu peşini tut, o veresiyeyi bırak,
çünkü davulun sesi uzaktan hoştur.
من میگویم که آب انگور خوش است
این نقد بگیر و دست از آن نسیه بدار
کآواز دهل شنیدن از دور خوش است
yalan bir sözdür, gönül ona bağlanmaz.
Âşık ve şarap içen cehennemlik olsaydı,
yarın cennet avucun içi gibi bomboş görürdün.
قولیست خلاف ، دل در آن نتوان بست
گر عاشق و میخواره به دوزخ باشند
فردا بینی بهشت همچون کف دست
cennet ehli mi yaptı, yoksa çirkin cehennem ehli mi.
Bir kadeh, bir güzel, bir saz ekin kıyısında —
bu üçü bana peşin, sana cennet veresiye.
از اهل بهشت کرد یا دوزخ زشت
جامی و بتی و بربطی بر لب کشت
این هرسه مرا نقد و تو را نسیه بهشت
şarap iç, bundan iyi bir an bulunmaz.
Hoş ol, düşünme, çünkü mehtap nicesini
toprağın başında tek tek aydınlatacak.
می نوش دمی بهتر از این نتوان یافت
خوش باش و میندیش که مهتاب بسی
اندر سر خاک یک به یک خواهد تافت
küfürden ve dinden azade olmak benim dinimdir.
Dünya gelinine dedim: "Mehrin nedir?"
Dedi: "Senin şen gönlün benim mehrimdir."
فارغ بودن ز کفر و دین دین من است
گفتم به عروس دهر کابین تو چیست
گفتا دل خرم تو کابین من است
kadeh cisimdir, şarabı da candır.
Şaraptan gülen o billur kadeh,
gönül kanını içinde gizleyen bir gözyaşıdır.
جسم است پیاله و شرابش جان است
آن جام بلورین که ز می خندان است
اشکی است که خون دل در او پنهان است
gençlik devrinden kazancın da budur.
Gül, şarap ve mest dostlar zamanı,
hoş ol bir an, çünkü hayat budur.
خود حاصلت از دور جوانی این است
هنگام گل و باده و یاران سرمست
خوش باش دمی که زندگانی این است
kaza ve kaderdeki sevinç ve gam,
feleğe havale etme, çünkü aklın yolunda
felek senden bin kat daha çaresizdir.
شادی و غمی که در قضا و قدر است
با چرخ مکن حواله کاندر ره عقل
چرخ از تو هزار بار بیچارهتر است
bir hükümdarın kızıl kanı vardı.
Yerden biten her menekşe filizi,
bir güzelin yanağındaki bir bendi.
از سرخی خون شهریاری بودهست
هر شاخ بنفشه کز زمین میروید
خالیست که بر رخ نگاری بودهست
benden ve senden önce bir taç ve bir yüzüktü.
Nazik yüzden tozu edeple sil,
çünkü o da güzel, nazik bir yüzdü.
پیش از من و تو تاج و نگینی بودهست
گرد از رخ نازنین به آزرم فشان
کآن هم رخ خوب نازنینی بودهست
sanki bir melek huylunun dudağından bitmiş.
Yeşilliğin üstüne aşağılayarak ayak basma,
çünkü o yeşillik bir lale yüzlünün toprağından bitmiş.
گویی ز لب فرشتهخویی رستهست
پا بر سر سبزه تا به خواری ننهی
کآن سبزه ز خاک لالهرویی رستهست
Kubad’ın tahtından ve Tus mülkünden yeğdir.
Bir rindin seher vakti attığı her feryat,
riyakâr zahitlerin ibadetinden yeğdir.
kemal toplamında dostların mumu olanlar,
bu karanlık geceden yol bulup çıkamadılar,
bir masal söylediler ve uykuya daldılar.
در جمع کمال شمع اصحاب شدند
ره زین شب تاریک نبردند برون
گفتند فسانهای و در خواب شدند
onsuz bütün işleri görüp bitirmişler;
bugün bir bahane atıp öne sürmüşler,
yarın olan hep önceden kurulmuş olandır.
بی او همه کارها بپرداختهاند
امروز بهانهای درانداختهاند
فردا همه آن بود که درساختهاند
herkes kendi muradına doğru bir soluk koşar.
Bu eski dünya kimseye baki kalmaz;
gittiler, gideceğiz, gelirler, giderler.
هر کس به مراد خویش یک تک به دوند
این کهنهجهان به کس نماند باقی
رفتند و رویم دیگر آیند و روند
nice dağ koydu gamlı gönle;
nice yakut gibi dudak ve misk gibi zülfü
yerin davuluna ve toprağın kutusuna koydu.
بس داغ که او بر دل غمناک نهاد
بسیار لب چو لعل و زلفین چو مشک
در طبل زمین و حقهٔ خاک نهاد
kimseye sırrı açmazlar.
Kazadan bize bu kadardan fazlası gösterilmez;
ömür kadehimizdir, onu ölçüp durmaktalar.
بر هیچکسی راز همینگشایند
ما را ز قضا جز این قدر ننمایند
پیمانهٔ عمر ماست میپیمایند
akıllıların tereddüt sebepleridir.
Sakın aklın ipinin ucunu yitirme,
çünkü o yöneticiler bile başı dönmüştür.
اسباب تردد خردمنداناند
هان تا سر رشتهٔ خرد گم نکنی
کآنان که مدبرند سرگرداناند
gidişimden de şanı, ünü artmadı;
hiç kimseden de iki kulağım işitmedi
bu gelişim ve gidişim ne içindi.
وز رفتن من جلال و جاهش نفزود
وز هیچ کسی نیز دو گوشم نشنود
کاین آمدن و رفتنم از بهر چه بود
damla sedefte hapis çekince inci olur.
Mal kalmasa, baş yerinde kalsın;
kadeh boşalınca yine dolar.
قطره چو کشد حبس صدف در گردد
گر مال نماند سر بماناد به جای
پیمانه چو شد تهی دگر پر گردد
ecelin elinden nice ciğer kan oldu.
Kimse gelmedi o dünyadan ki ona sorayım
dünya yolcularının hâli ne oldu diye.
وز دست اجل بسی جگرها خون شد
کس نآمد از آن جهان که پرسم از وی
کاحوال مسافران دنیا چون شد
o taze hayat baharı kış oldu.
Adı gençlik olan o neşe kuşu,
yazık, bilmem ne zaman geldi, ne zaman gitti.
و آن تازه بهار زندگانی دی شد
آن مرغ طرب که نام او بود شباب
افسوس ندانم که کی آمد کی شد
ne bizden ad, ne de nişan kalacak.
Bundan önce yoktuk da bir eksiklik olmadı,
bundan sonra da olmayınca yine öyle olacak.
نی نام ز ما و نی نشان خواهد بود
زین پیش نبودیم و نبد هیچ خلل
زین پس چو نباشیم همان خواهد بود
günde yüz kez sana der ki:
"Anla şu bir anlık vaktini, ki sen
biçilip yeniden biten o tere değilsin."
روزی صد بار خود تو را میگوید
دریاب تو این یک دم وقتت که نهای
آن تره که بدروند و دیگر روید
neşeyle geçen bir anı ele geçir.
Saki, dostların yarın gamını neden çekersin?
Getir kadehi, çünkü gece geçip gidiyor.
دریاب دمی که با طرب میگذرد
ساقی غم فردای حریفان چه خوری
پیش آر پیاله را که شب میگذرد
benden de her iş yolunda gitmiyor.
Can göç azmi etti, dedim: "Gitme."
Dedi: "Ne yapayım, ev yıkılıyor."
وز من همه کار نانکو میآید
جان عزم رحیل کرد و گفتم بمرو
گفتا چه کنم خانه فرومیآید
insan yemekten yer doymadı.
Seni yemedi diye mağrursun;
acele etme, o da yer, geç olmadı.
وز خوردن آدمی زمین سیر نشد
مغرور بدانی که نخوردهست تو را
تعجیل مکن هم بخورد دیر نشد
akıllılar meyletmez, sen de meyletme.
Senin gibi nicesi gider, nicesi gelir;
kap payını, yoksa seni kaparlar.
مگرای بدان که عاقلان نگرایند
بسیار چو تو روند و بسیار آیند
بربای نصیب خویش کت بربایند
onun iyisini kötüsünü benden neden bilirler?
Dün bensiz, bugün de dün gibi bensiz ve sensiz;
yarın hangi delille beni yargıca çağırırlar?
پس نیک و بدش ز من چرا میدانند
دی بی من و امروز چو دی بی من و تو
فردا به چه حجتم به داور خوانند
Ne zamana dek her çirkinin ve güzelin peşinde?
Zemzem çeşmesi de olsan, âb-ı hayat da,
sonunda toprağın gönlüne ineceksin.
چند از پی هر زشت و نکو خواهی شد
گر چشمهٔ زمزمی و گر آب حیات
آخر به دل خاک فروخواهی شد
yüzünü gönül kanıyla yıkamayınca olmaz.
Ne sevdadır pişirdiğin, ta ki gönlü yananlar gibi
azade olup kendini bırakmayınca olmaz.
رخساره بخون دل نشویی نشود
سودا چه پزی تا که چو دلسوختگان
آزاد به ترک خود نگویی نشود
kimse saf şaraptan iyisini görmedi.
Şarap satanlara şaşarım ben:
sattıklarından iyisini ne alacaklar?
بهتر ز می ناب کسی هیچ ندید
من در عجبم ز میفروشان کایشان
به زآنکه فروشند چه خواهند خرید
gönlü az çokla üzemezsin.
Benim ve senin işimiz, benim ve senin görüşümce
kendi elimizle mumdan bile edilemez.
دل را به کم و بیش دژم نتوان کرد
کار من و تو چنانکه رای من و توست
از موم به دست خویش هم نتوان کرد
hep aynı o düşmanın işini de yapar.
Derler ki şarap kabı yapan Müslüman değildi;
sen ona ne dersin ki su kabağı yapar.
همواره همو کار عدو میسازد
گویند قرابهگر مسلمان نبود
او را تو چه گویی که کدو میسازد
buyur güzelim ki şarabı ölçüyle versinler.
Huriden, köşkten, cennetten ve cehennemden
azade otur, çünkü onlar hep söylenti verir.
فرمای بتا که می بهاندازه دهند
از حور و قصور و ز بهشت و دوزخ
فارغ بنشین که آن هر آوازه دهند
oturmak için bir yuvası varsa,
ne kimsenin hizmetkârı, ne kimsenin efendisidir;
de ki şen yaşasın, hoş bir dünyası vardır.
از بهر نشست آشیانی دارد
نه خادم کس بود نه مخدوم کسی
گو شاد بزی که خوشجهانی دارد
boş yere gam çekmek fayda vermez.
Doldur kadehi, şarabı avucuma çabuk koy,
ki yine içeyim, çünkü olacaklar hep oldu.
غم خوردن بیهوده نمیدارد سود
پر کن قدح می به کفم درنه زود
تا باز خورم که بودنیها همه بود
bulut gül bahçesinin yüzünden tozu yıkıyor.
Bülbül kendi hâl diliyle sarı güle
feryat ediyor ki şarap içmeli.
ابر از رخ گلزار همیشوید گرد
بلبل به زبان حال خود با گل زرد
فریاد همیکند که می باید خورد
buyur ki gül renkli şarabı getirsinler.
Sen altın değilsin, ey gafil cahil, ki seni
toprağa koyup yine çıkarsınlar.
فرمای که تا بادهٔ گلگون آرند
تو زر نهای ای غافل نادان که تو را
در خاک نهند و باز بیرون آرند
ya da yokluk ve varlığın peşinde geçer?
Şarap iç, çünkü ecelin peşinde olduğu bir ömür,
uykuyla ya da sarhoşlukla geçse yeğdir.
یا در پی نیستی و هستی گذرد
می نوش که عمری که اجل در پی اوست
آن به که به خواب یا به مستی گذرد
kimse daireden bir adım dışarı atmadı.
Ben çırağından ustasına dek bakıyorum:
anasından doğan herkesin elinde acizlik var.
کس یک قدم از دایره بیرون ننهاد
من مینگرم ز مبتدی تا استاد
عجز است به دست هرکه از مادر زاد
zamanın iyisinden kötüsünden bağı kopar.
Şarap elde, bir dilberin zülfünü tut, çünkü çabuk
hem geçer, hem kalmaz şu birkaç günlük.
از نیک و بد زمانه بگسل پیوند
می در کف و زلف دلبری گیر که زود
هم بگذرد و نماند این روزی چند
senin zevkin ve neşen başı diksedir de,
ikisine de dayanma, çünkü feleğin devri
perde ardında bin türlü oyun oynar.
عیش و طرب تو سرفرازی دارد
بر هر دو مکن تکیه که دوران فلک
در پرده هزار گونه بازی دارد
onu kırıp yine yere teslim etmesin.
Bulut, su gibi toprağı kaldırsa,
kıyamete dek hep sevgililerin kanını yağdırır.
کش نشکند و هم به زمین نسپارد
گر ابر چو آب خاک را بردارد
تا حشر همه خون عزیزان بارد
bırakma ki neşeden başkasıyla geçsin.
Dikkat et, dünya sevdasının sermayesi
ömürdür — nasıl geçirirsen öyle geçer.
مگذار که جز به شادمانی گذرد
هشدار که سرمایهٔ سودای جهان
عمر است چنان کش گذرانی گذرد
orada şarap, süt ve bal olacak;
biz şarabı ve sevgiliyi seçtiysek ne korku,
madem işin sonu böyle olacak.
آنجا می و شیر و انگبین خواهد بود
گر ما می و معشوق گزیدیم چه باک
چون عاقبت کار چنین خواهد بود
şarap, süt, bal ve şeker ırmağı olacak;
doldur şarap kadehini, elime ver,
peşin bir, bin veresiyeden hoştur.
جوی می و شیر و شهد و شکر باشد
پر کن قدح باده و بر دستم نه
نقدی ز هزار نسیه خوشتر باشد
nasıl ölürlerse öyle dirilirler.
Biz de şarap ve sevgiliyleyiz hep,
belki bizi de haşirde öyle diriltirler.
زآنسان که بمیرند چنان برخیزند
ما با می و معشوقه از آنیم مدام
باشد که به حشرمان چنان انگیزند
yetmiş iki milletin düşüncesini giderir.
Sakınma o kimyadan ki ondan
bir yudum içersen bin derdi giderir.
و اندیشه هفتاد و دو ملت ببرد
پرهیز مکن ز کیمیایی که از او
یک جرعه خوری هزار علت ببرد
Anka’dan daha gizli olmalı.
Çünkü sedefte gizlilikten inci olur
o damla ki denizin gönül sırrıdır.
باید که نهفتهتر ز عنقا باشد
کاندر صدف از نهفتگی گردد در
آن قطره که راز دل دریا باشد
menekşe boyu çimende eğilince,
gonca hoşuma gidiyor, insaf:
kendi eteğini derleyip toplar.
بالای بنفشه در چمن خم گیرد
انصاف مرا ز غنچه خوش میآید
کاو دامن خویشتن فراهم گیرد
sırlardan az kaldı ki bilinmemiş olsun.
Yetmiş iki yıl gece gündüz düşündüm;
bildim ki hiçbir şey bilinmemiş.
کم ماند ز اسرار که معلوم نشد
هفتاد و دو سال فکر کردم شب و روز
معلومم شد که هیچ معلوم نشد
bağ ve saray da sensiz ve bensiz kaldı.
Kendi gümüşünü ve altınını, bir dirhemden bir arpaya dek,
dostla ye, yoksa düşmana kalır.
هم باغ و سرای بی تو و من ماند
سیم و زر خویش از درمی تا به جوی
با دوست بخور گرنه به دشمن ماند
ecelin ayağında tek tek yere serildi.
Ömür meclisinde bir şaraptan içtik,
iki üç kadeh bizden önce sarhoş oldular.
در پای اجل یکان یکان پست شدند
خوردیم ز یک شراب در مجلس عمر
دوری دو سه پیشتر ز ما مست شدند
bir yudum şarap Çin ülkesine değer.
Yerin üstünde yakut şaraptan başka yok
bir acı ki bin tatlı cana değer.
یک جرعهٔ می مملکت چین ارزد
جز بادهٔ لعل نیست در روی زمین
تلخی که هزار جان شیرین ارزد
bir toprak zerresiydi, yerle bir oldu.
Senin bu âleme gelip gitmen nedir?
Bir sinek belirdi, sonra kayboldu.
یک ذرهٔ خاک با زمین یکتا شد
آمدشدن تو اندر این عالم چیست
آمد مگسی پدید و ناپیدا شد
kırık bir küpten bir an soğuk su içerse,
kendinden aşağı birinin memuru neden olmalı,
ya da kendi gibi birine neden hizmet etmeli?
از کوزه شکستهای دمی آبی سرد
مأمور کم از خودی چرا باید بود
یا خدمت چون خودی چرا باید کرد
o mahrem ve her azadenin dostunu getir.
Madem biliyorsun ki toprak âleminin süresi
bir yeldir, çabuk geçen — şarabı getir.
وآن محرم و مونس هر آزاده بیار
چون میدانی که مدت عالم خاک
باد است که زود بگذرد باده بیار
boş düşünceden gönlü ve canı hasta edersin?
Şen yaşa, dünyayı sevinçle geçir,
tedbir seninle alınmadı en başta bu iş.
وز فکرت بیهوده دل و جان افکار
خرم بزی و جهان به شادی گذران
تدبیر نه با تو کردهاند اول کار
bir şeyi yerine koymaz ki yine kapmasın.
Gelmemiş olanlar bilseydi ki biz
dünyadan ne çekiyoruz, gelmezlerdi.
ننهند به جا تا نربایند دگر
ناآمدگان اگر بدانند که ما
از دهر چه میکشیم نایند دگر
boşuna değilsin, boş gamlar yeme.
Madem olan geçti ve olmayan belirsiz,
hoş ol, olanın ve olmayanın gamını yeme.
بیهوده نهای غمان بیهوده مخور
چون بوده گذشت و نیست نابوده پدید
خوش باش غم بوده و نابوده مخور
neşe bahçeni yeşillikle süslenmiş say;
sonra o yeşilliğin üstünde bir gece çiy gibi
konmuş ve sabah kalkmış say.
باغ طربت به سبزه آراسته گیر
و آنگاه بر آن سبزه شبی چون شبنم
بنشسته و بامداد برخاسته گیر
her zerre her zerreden ayrı düştü.
Ah, bu ne şarap ki hesap gününe dek
kendinden geçmiş, her işten habersizler.
هر ذره ز هر ذره گرفتند کنار
آه این چه شراب است که تا روز شمار
بیخود شده و بیخبرند از همه کار
bir kadeh var ki hepsine sırayla tattırılır.
Nöbet senin sırana gelince ah etme;
gönül hoşluğuyla iç, çünkü devirdir, zulüm değil.
جامیست که جمله را چشانند بدور
نوبت چو به دور تو رسد آه مکن
می نوش به خوشدلی که دور است نه جور
bir parça çamura çok tekme vuruyordu.
O çamur da hâl diliyle ona diyordu:
"Ben de senin gibiydim, bana iyi davran."
بر پاره گلی لگد همی زد بسیار
و آن گل بزبان حال با او میگفت
من همچو تو بودهام مرا نیکودار
gençlik lezzetinin sermayesidir, iç.
Ateş gibi yakıcıdır, ama gamı
hayat suyu gibi giderir, iç.
سرمایه لذت جوانی است بخور
سوزنده چو آتش است لیکن غم را
سازنده چو آب زندگانی است بخور
ya da lale yanaklı gülen bir güzelle iç.
Çok içme, yayma, açığa vurma;
az iç, ara sıra iç ve gizli iç.
یا با صنمی لاله رخی خندان خور
بسیار مخور ورد مکن فاش مساز
اندک خور و گه گاه خور و پنهان خور
billur kadehi yakut şarapla doldur,
çünkü bu bir anlık ödünç, bu fena köşesinde
çok arayacak da bir daha bulamayacaksın.
پر بادهٔ لعل کن بلورین ساغر
کاین یکدم عاریت در این کنج فنا
بسیار بجویی و نیابی دیگر
geri gelen kim var ki bize sırrı söylesin?
Öyleyse tamah ve ihtiyacın bu iki yol ağzında
hiçbir şey bırakma, çünkü geri gelmiyorsun.
باز آمده کیست تا به ما گوید راز
پس بر سر این دو راههٔ آز و نیاز
تا هیچ نمانی که نمیآیی باز
şu toprak eleyen çocuğa keskin bak.
Ona öğüt ver, de ki: "Yumuşak yumuşak ele
Keykubad’ın beynini ve Perviz’in gözünü."
yumuşak yumuşak şarap iç ve çeng çal,
çünkü kalanlar da çok kalmaz,
gidenlerden de kimse geri gelmez.
نرمک نرمک باده خور و چنگ نواز
کانها که بجایند نپایند بسی
و آنها که شدند کس نمیاید باز
önüne Keykâvus’un kafatasını koymuş.
Kafatasına diyordu ki: "Yazık, yazık,
hani çıngırakların sesi, hani davulun feryadı?"
sevgiden alnına yüz öpücük kondurur;
bu dünya çömlekçisi böyle nazik bir kadehi
yapar da yine yere vurur.
صد بوسه ز مهر بر جبین میزندش
این کوزهگر دهر چنین جام لطیف
میسازد و باز بر زمین میزندش
ay yüzlüyle oturduysan hoş ol.
Madem dünya işinin sonu yokluktur,
yoksun say — madem varsın, hoş ol.
با ماهرخی اگر نشستی خوش باش
چون عاقبت کار جهان نیستی است
انگار که نیستی چو هستی خوش باش
iki bin küp gördüm, kimi dile gelmiş, kimi suskun.
Ansızın bir küp bir feryat kopardı:
"Hani çömlekçi, hani küp alan, hani küp satan?"
دیدم دو هزار کوزه گویا و خموش
ناگاه یکی کوزه برآورد خروش
کو کوزهگر و کوزهخر و کوزه فروش
günlerin gamıyla gönlü dar oturur.
Sen billur kadehte çengin nağmesiyle şarap iç,
billur taşa çarpmadan önce.
کو در غم ایام نشیند دلتنگ
می خور تو در آبگینه با ناله چنگ
زان پیش که آبگینه آید بر سنگ
bütün büyük müşkülleri çözdüm.
Zor düğümleri hileyle çözdüm;
her düğüm çözüldü, ecel düğümünden başka.
کردم همه مشکلات کلی را حل
بگشادم بندهای مشکل به حیل
هر بند گشاده شد به جز بند اجل
şarap kadehini ve gül eteğini elden bırakma,
ecel yeliyle ansızın olmadan önce
ömür gömleğimiz, gül gömleği gibi.
از دست منه جام می و دامن گل
زان پیش که ناگه شود از باد اجل
پیراهن عمر ما چو پیراهن گل
şu bir anlık ömrü ganimet sayalım.
Yarın bu fena kervansarayından göçünce,
yedi bin yaşındakilerle baş başayız.
وین یک دمِ عمر را غنیمت شمریم
فردا که ازین دیرِ فنا درگذریم
با هفتهزارسالگان سربهسریم
hayal feneri sayarız benzetmece.
Güneşi kandil bil, âlemi de fener;
biz o suretleriz ki içinde şaşkınız.
فانوس خیال از او مثالی دانیم
خورشید چراغ دان و عالم فانوس
ما چون صوریم کاندر او حیرانیم
zamandan bir sıkıntı çekmeden önce,
çünkü bu inatçı yüzlü çark ansızın bir gün
bir su içecek kadar bile zaman vermez.
زان پیش که از زمانه تابی بخوریم
کاین چرخ ستیزه روی ناگه روزی
چندان ندهد زمان که آبی بخوریم
yüzümün rengini hünnap rengine çevireyim.
Bu fazlalık işleyen aklın yüzüne
bir avuç şarap vurayım da uyusun.
رنگ رخ خود به رنگ عناب کنم
این عقل فضول پیشه را مشتی می
بر روی زنم چنانکه در خواب کنم
yerin altında gizlenenleri görüyorum.
Yokluk ovasına ne kadar bakarsam,
gelmemiş olanları ve gitmiş olanları görüyorum.
در زیرزمین نهفتگان میبینم
چندانکه به صحرای عدم مینگرم
ناآمدگان و رفتگان میبینم
Dünyada ha yüz yıllık, ha bir günlük olalım.
Şu tastan bize şarap ver, biz
çömlekçi tezgâhında küp olmadan önce.
در دهر چه صد ساله چه یکروزه شویم
در ده تو بکاسه می از آن پیش که ما
در کارگه کوزهگران کوزه شویم
şarapsız ve sevgilisiz olmak büyük bir hatadır.
Ne zamana dek kadîm ve hâdisten umut ve korkum?
Ben gidince dünya, ha hâdis, ha kadîm.
پس بی می و معشوق خطائیست عظیم
تا کی ز قدیم و محدث امیدم و بیم
چون من رفتم جهان چه محدث چه قدیم
zamanın sırlarını söyleyemem.
Düşünce denizimden akıl bir inci çıkardı ki
korkudan onu delemem.
و اسرار زمانه گفت مینتوانم
از بحر تفکرم برآورد خرد
دری که ز بیم سفت مینتوانم
Tanrı bilir ki onun dediği değilim.
Ama madem bu gam yuvasına gelmişim,
sonunda hiç olmazsa kim olduğumu bileyim.
ایزد داند که آنچه او گفت نیم
لیکن چو در این غم آشیان آمدهام
آخر کم از آنکه من بدانم که کیم
adaletin sermayesi ve zulmün özüyüz.
Alçağız ve yüceyiz, kemaliz ve eksiğiz,
paslanmış aynayız ve Cem’in kadehiyiz.
سرمایهٔ دادیم و نهاد ستمیم
پستیم و بلندیم و کمالیم و کمیم
آئینهٔ زنگ خورده و جام جمیم
ne rezillik ve sarhoşluk gamından içmem.
Ben şarabı gönül hoşluğu için içerdim;
şimdi ki sen gönlüme oturdun, içmem.
یا از غم رسوایی و مستی نخورم
من می ز برای خوشدلی میخوردم
اکنون که تو بر دلم نشستی نخورم
şarapsız ten yükünü çekemem.
Ben o anın kuluyum ki saki der:
"Bir kadeh daha al," ben de "alamam" derim.
بی باده کشید بارتن نتوانم
من بنده آن دمم که ساقی گوید
یک جام دگر بگیر و من نتوانم
nimetle, gümüşle ve altınla gelir ki "benim."
İşi bir gün düzene girince,
ansızın ecel pusudan çıkar ki "benim."
با نعمت و با سیم و زر آید که منم
چون کارک او نظام گیرد روزی
ناگه اجل از کمین برآید که منم
bir süre ustalıkta kendimizle şen olduk.
Sözün sonunu dinle, bize ne oldu:
topraktan geldik ve yele gittik.
یک چند به استادی خود شاد شدیم
پایان سخن شنو که ما را چه رسید
از خاک در آمدیم و بر باد شدیم
bir nefes kendi varlığımdan şen değilim.
Zamanın çıraklığını çok yaptım;
dünya işinde daha usta değilim.
یک دمزدن از وجود خود شاد نیم
شاگردی روزگار کردم بسیار
در کار جهان هنوز استاد نیم
gelmemiş yarına feryat etme.
Gelmemişe ve geçmişe temel kurma,
şimdi hoş ol ve ömrü yele verme.
فردا که نیامده ست فریاد مکن
برنامده و گذشته بنیاد مکن
حالی خوش باش و عمر بر باد مکن
bu fitne ve gürültü dolu âleme bak.
Şahlar, ulular ve büyükler toprağın altında;
ay gibi yüzler karınca ağzında, bak.
وین عالم پر فتنه و پر شور ببین
شاهان و سران و سروران زیر گلند
روهای چو مه در دهن مور ببین
otur ve bir anı sevinçle geçir.
Dünyanın tabiatında bir vefa olsaydı,
başkalarından sana nöbet gelmezdi.
بنشین و دمی به شادمانی گذران
در طبع جهان اگر وفایی بودی
نوبت بتو خود نیامدی از دگران
can çekişene dek gam yemekten başka değil;
mutlu o gönül ki bu dünyadan çabuk gitti,
rahat o kimse ki hiç dünyaya gelmedi.
جز خوردن غصه نیست تا کندن جان
خرم دل آنکه زین جهان زود برفت
و آسوده کسی که خود نیامد به جهان
elde yelden başka bir şey kalmayacak.
Ölümüme o sevinmeli ki
ecelin elinden azade olabilir.
در دست نخواهد به جز از باد بدن
آن را باید به مرگ من شاد بدن
کز دست اجل تواند آزاد بدن
ne küfür, ne İslam, ne dünya, ne din;
ne hak, ne hakikat, ne şeriat, ne yakîn —
iki cihanda kimin var bu cesaret?
نه کفر و نه اسلام و نه دنیا و نه دین
نه حق نه حقیقت نه شریعت نه یقین
اندر دو جهان کرا بود زهره این
alçağın sofrasına asalak olmaktan yeğdir.
Kendi arpa ekmeğinle, hak ki daha iyi,
her aşağılığın bulaşığı ve süzmesi olmaktansa.
به ز آن که طفیل خوان ناکس بودن
با نان جوین خویش حقا که به است
کالوده و پالوده هر خس بودن
bir topluluk yakîn yolunda zanna düşmüş.
Korkarım ki bir gün bir ses gelir:
"Ey habersizler, yol ne odur ne bu."
قومی به گمان فتاده در راه یقین
میترسم از آن که بانگ آید روزی
کای بیخبران راه نه آنست و نه این
bir öküz daha gizli yerin altında.
Aklının gözünü aç, yakîn gözüyle:
iki öküzün altında üstünde bir avuç eşek gör.
یک گاو دگر نهفته در زیر زمین
چشم خردت باز کن از روی یقین
زیر و زبر دو گاو مشتی خر بین
bu feleği ortadan kaldırırdım,
yeniden başka bir felek öyle yapardım ki
özgür kişi gönül dileğine kolayca erişirdi.
برداشتمی من این فلک را ز میان
از نو فلکی دگر چنان ساختمی
کازاده بکام دل رسیدی آسان
saf şarap iste, süse gelenlerden.
Yükselip gelenler tek tek gittiler;
kimse geri gelenlerden nişan vermiyor.
می خواه مروق به طراز آمدگان
رفتند یکان یکان فراز آمدگان
کس می ندهد نشان ز بازآمدگان
riyayla zahitlik yapmaktan yeğdir.
Âşık ve sarhoş cehennemlik olacaksa,
o zaman cennetin yüzünü kimse görmeyecek.
به زانکه بزرق زاهدی ورزیدن
گر عاشق و مست دوزخی خواهد بود
پس روی بهشت کس نخواهد دیدن
kendi hoş vaktini dert taşıyla ezmek olmaz.
Kimse gaybı bilmez, ne olacağını;
şarap ve sevgili gerek ve dilekçe rahatlamak.
وقت خوش خود بسنگ محنت سودن
کس غیب چه داند که چه خواهد بودن
می باید و معشوق و به کام آسودن
şahların dergâhına yüz koyduğu o saray —
gördük ki kubbesinde bir üveyik
oturmuş diyordu: "Ku ku ku ku."
بر درگه آن شهان نهادندی رو
دیدیم که بر کنگرهاش فاختهای
بنشسته همی گفت که کوکوکوکو
ömür umudumuzun ipinden ne atkı?
Dünyanın nice nazik başları ve ayakları
yanıyor ve toprak oluyor — hani dumanı?
وز تار امید عمر ما پودی کو
چندین سروپای نازنینان جهان
میسوزد و خاک میشود دودی کو
benim ve senin mezarımıza iki kerpiç korlar;
sonra da başkalarının mezar kerpici için
benim ve senin toprağımızı bir kalıba çekerler.
خشتی دو نهند بر مغاک من و تو
و آنگاه برای خشت گور دگران
در کالبدی کشند خاک من و تو
benim ve senin temiz canına bir kasıt taşır.
Yeşilliğe otur ve parlak şarap iç,
çünkü bu yeşillik benim ve senin toprağından çokça biter.
قصدی دارد بجان پاک من و تو
در سبزه نشین و می روشن میخور
کاین سبزه بسی دمد ز خاک من و تو
o da otağ güzellerinin elinden yeğdir.
Sarhoşluk, kalenderlik ve sapkınlık yeğdir;
bir yudum şarap aydan balığa dek her şeyden yeğdir.
می هم ز کف بتان خرگاهی به
مستی و قلندری و گمراهی به
یک جرعه می ز ماه تا ماهی به
bülbül gülün güzelliğinden neşelendi.
Gülün gölgesine otur, çünkü bu gül çokça
toprağa dökülür, biz de toprak olmuşuz.
بلبل ز جمال گل طربناک شده
در سایه گل نشین که بسیار این گل
در خاک فرو ریزد و ما خاک شده
bu ömrü gönül hoşluğuyla geçireyim mi geçirmeyeyim mi?
Doldur şarap kadehini, çünkü bilmiyorum
şu içtiğim nefesi geri verecek miyim vermeyecek miyim.
وین عمر به خوشدلی گذارم یا نه
پرکن قدح باده که معلومم نیست
کاین دم که فرو برم برآرم یا نه
şarap olmayan her yoldan dışarı çıkmak yeğdir.
Elde olmak Feridun’un tahtından yüz kez yeğdir;
küpün ağzındaki kerpiç Keyhüsrev mülkünden yeğdir.
mazursun eğer onun peşinde çabalarsan.
Gerisi hepsi bedava, değmez, dikkat et,
değerli ömrü ona satmayasın.
معذوری اگر در طلبش میکوشی
باقی همه رایگان نیرزد هشدار
تا عمر گرانبها بدان نفروشی
varlığımızın yaprakları dürülüp gidiyor.
Şarap iç! Gam yeme, çünkü hakîm buyurdu:
dünyanın gamları zehir gibi, panzehiri şarap.
اوراق وجود ما همی گردد طی
می خور! مخور اندوه که فرمود حکیم
غمهای جهان چو زهر و تریاقش می
o küp her sırdan söz açtı:
"Bir şahtım ki altın kadehim vardı;
şimdi her mahmurun küpü oldum."
آن کوزه سخن گفت ز هر اسراری
شاهی بودم که جام زرینم بود
اکنون شدهام کوزه هر خماری
yedi ve dörtten hep hararet içinde olan,
şarap iç, çünkü sana bin kereden fazla dedim:
gittin mi geri gelmen yok, gittin gitti.
وز هفت و چهار دایم اندر تفتی
می خور که هزار بار بیشت گفتم
باز آمدنت نیست چو رفتی رفتی
bilge zekilerin nüktesine erişemezsin.
Burada yakut şarapla bir cennet yap,
çünkü orada, cennet olan yere ha erişirsin ha erişmezsin.
در نکته زیرکان دانا نرسی
اینجا به می لعل بهشتی می ساز
کانجا که بهشت است رسی یا نرسی
yakut şarapla ol ve gümüş tenli biriyle.
Çünkü dünyayı yaratanın kaygısı yok
senin gibinin bıyığından ve benim gibinin sakalından.
با باده لعل باش و با سیم تنی
کانکس که جهان کرد فراغت دارد
از سبلت چون تویی و ریش چو منی
ya da bu uzun yolun bir ulaşılacak sonu olsaydı.
Keşke yüz bin yıl sonra toprağın gönlünden
yeşillik gibi umut yeşerecek olsaydı.
یا این ره دور را رسیدن بودی
کاش از پی صد هزار سال از دل خاک
چون سبزه امید بر دمیدن بودی
sarhoştum ki bu çılgınlığı yaptım.
Sürahi bana hâl diliyle diyordu:
"Ben senin gibiydim, sen de benim gibi olacaksın."
سرمست بدم که کردم این عیاشی
با من به زبان حال میگفت سبو
من چون تو بدم تو نیز چون من باشی
kendi ipimin de bir ucunu bulsaydım.
Ne zamana dek varlık zindanının darlığından?
Keşke yokluğa doğru bir kapı bulsaydım.
هم رشته خویش را سری یافتمی
تا چند ز تنگنای زندان وجود
ای کاش سوی عدم دری یافتمی
azade otur ekin tarlasında ve ırmak kıyısında.
Nice değerli kişiyi kötü huylu çark
yüz kez kadeh, yüz kez sürahi yaptı.
فارغ بنشین بکشتزار و لب جوی
بس شخص عزیز را که چرخ بدخوی
صد بار پیاله کرد و صد بار سبوی
dedim: "Gidenlerden bir haber vermez misin?"
Dedi: "Şarap iç, çünkü bizim gibi nicesi
gitti de bir haber geri gelmedi."
گفتم نکنی ز رفتگان اخباری
گفتا می خور که همچو ما بسیاری
رفتند و خبر باز نیامد باری
Zoru ha bir, ha yüz bin, ey saki.
Hepimiz toprağız, çengi düzenle, ey saki;
hepimiz yeliz, şarabı getir, ey saki.
مشکل چه یکی چه صد هزار ای ساقی
خاکیم همه چنگ بساز ای ساقی
بادیم همه باده بیار ای ساقی
bahçede Kevser’den bir ırmak akıyor.
Ova cennet gibi — Kevser’i az an;
cennette otur cennet yüzlü biriyle.
در باغ روان است ز کوثر جویی
صحرا چو بهشت است ز کوثر کم گوی
بنشین به بهشت با بهشتی رویی
senin arzundan dün vazgeçtiler.
Ne anlatayım ki senin isteğinle dün
yarınki işinin kararını dün verdiler.
فارغ شدهاند از تمنای تو دی
قصه چه کنم که به تقاضای تو دی
دادند قرار کار فردای تو دی
çarkın basamağında ustayı ayakta gördüm.
Cesaretle küpe kulp ve ağız yapıyordu
padişahın kellesinden ve dilencinin elinden.
در پایه چرخ دیدم استاد بپای
میکرد دلیر کوزه را دسته و سر
از کله پادشاه و از دست گدای
"Kazadan gelen hükmü benden mi bilirsin?
Kendi dönüşümde eğer elim olsaydı,
kendimi bu başı dönmüşlükten kurtarırdım."
حکمی که قضا بود ز من میدانی
در گردش خویش اگر مرا دست بدی
خود را برهاندمی ز سرگردانی
bir kadeh doldur, iç, bana ver bir tane daha.
Ondan önce, ey güzel, ki bir yol kıyısında
benim ve senin toprağımızı bir çömlekçi küp yapar.
پر کن قدحی بخور بمن ده دگری
زان پیشتر ای صنم که در رهگذری
خاک من و تو کوزهکند کوزهگری
gidişim de bana bağlı olsaydı, ne zaman giderdim?
Bu viran kervansarayda daha iyi olurdu ki
ne gelseydim, ne gitseydim, ne de olsaydım.
ور نیز شدن بمن بدی کی شدمی
به زان نبدی که اندر این دیر خراب
نه آمدمی نه شدمی نه بدمی
iki batman şaraptan ve bir koyun budundan,
bir lale yanaklıyla ve bir bahçe köşesinde —
bu öyle bir zevk ki her sultanın haddi değil.
وز می دو منی ز گوسفندی رانی
با لاله رخی و گوشه بستانی
عیشی بود آن نه حد هر سلطانی
feleğin bütün hâlleri beğenilir olurdu.
Çarkın işlerinde adalet olsaydı,
fazilet ehlinin gönlü ne zaman incinirdi?
احوال فلک جمله پسندیده بدی
ور عدل بدی بکارها در گردون
کی خاطر اهل فضل رنجیده بدی
ne zamana dek insan çamurunu horlarsın?
Feridun’un parmağını ve Keyhüsrev’in avucunu
çarka koymuşsun — ne sanıyorsun?